“Sahip olmak veya var olmak”: Meister Eckert ve Erich Fromm’un başkalarının belirlediği bir yaşama duygusunun ortaya çıkardığı sorulara verdikleri cevapların özüdür. Biz artık internete “sahip olmaktan”, yani salt tüketimden, internet “olmaya” geçtik.
Biz “çevrimiçicilerˮ tek tek ve hep birlikte belirli bir tarihsel dönemin içinde yer alıyoruz: internet çağında. Ekonomik ve toplumsal beklentileri özümseme sürecinin belirlediği davranış biçimimizle, yeni bir yaşam alanı olan dijital dünyayı tamamen anlayabilmek için sadece içinde bulunduğumuz tarihsel döneme değil, aynı zamanda elimizden geldiğince, geçerli olan zamanın ruhuna da ayak uydurmamız gerekiyor. Böylelikle her şeyden önce internette de bizi kuşatan ekonomik ve toplumsal sistemi tutkuyla ve coşkuyla desteklemiş oluyoruz: Mükemmelleşme, şeffaflık, verimlilik ve başarı odaklı bir mekanizmanın bir parçası haline geliyoruz.
Bu gelişme sadece her bir çevrimiçiciyi değil, kendisini dijital dünyaya adayan herkesle olan ilişkileri de etkiliyor. Kendisini gerçek anlamda çevrimiçici olarak gören kişi başkalarından da kendilerini her daim iyi hissetmelerini ve bunu her fırsatta dile getirmelerini talep ediyor. Çevrimiçicinin etrafında ilginç ve kendisine ilham veren insanlara ihtiyacı var ve tüm zayıflıklardan ve başarısızlıklardan alenen uzak durması ve bunlardan kendini soyutlaması gerekiyor. “Oyun kurallarınaˮ uymayan herkese uygulanan yaptırımlarıyla, işte bu internetin kağıda dökülmemiş kanunudur.
Tüm bu gelişmeler çevrimiçi dünyada yepyeni bir insan tipinin oluşmasına neden oluyor. İnternetin şekillendirdiği bu insan tipi yukarıda sözü geçen tüm beklentileri kolaylıkla ve doğal olarak yerine getiriyor. Dahası bu yeni insan tipi başkaları için gittikçe daha cazip hale geldiğinden ve örnek alınacak bir “idealeˮ dönüştürüldüğünden gittikçe yaygınlaşıyor.
Bu gelişme şimdiden yaşanmakta, burada gelip geçici bir moda söz konusu değil, bu insan tipi internette yer edinmekle kalmayacak, aynı zamanda kendinden sonra gelen nesiller için de belirleyici bir unsur haline gelecek. Bunun yanı sıra bu gelişme internetin davranış ve iletişim kurallarının dijital dünyadan gerçek dünyaya uyarlanması gibi bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Bu yöndeki eğilimler gerçek dünyada şimdiden görülüyor ancak insan davranışlarının çeşitliliği sayesinde ve dijital dünyanın salt iletişimden oluşan “darˮ bir yaşam alanı olması nedeniyle burada dijital dünyada olduğu gibi hızla yayılmıyor. Ancak bu yeni insan tipi dalgası internetten gerçek yaşama ulaştığında bu gelişme gerçek yaşamda da hız kazanacak. – Bu toplumsal fenomen, felsefi bir fenomene dönüşmeden önce sosyologlar, psikologlar ve psikanalistler için, henüz oluşma aşamasındayken, toplumda kök salması beklenmeden ele alınması gereken oldukça geniş bir alan teşkil ediyor.
İnsanlık tarihinin tarafımızdan bilinen hiçbir döneminde makineler bugünkü kadar geniş kapsamlı ve yaşamın tüm alanlarında belirleyici bir rol oynamadı. Bugün tüm dünyayı birbirine bağlayan makineler sadece bir arz ve talep yönetme aracı olmaktan çıktı ve ekonominin felsefi merkezi ve böylece birçok insan için yaşamın anlamı haline geldi.
Makineler insan hayatının çoğu alanının temel ve yapısal prensibi haline geldi. Makineleri kullanan bizlerin esnek ve girişken, sosyal ve bireysel olması ve sağlam bir egoyu beraberinde getirmesi gerekiyor. Şimdiye kadar makinelerin kullanıma hazır olması için tanımlanmış olan 24/7 kuralı artık bizim için de geçerli. Oysa bu kural doğası gereğiyle insana uygulanabilecek bir kural değil, çünkü insanın fiziksel ve zihinsel anlamda yaşamını sürdürebilmesi için dinlenmeye ve ara vermeye ihtiyacı var. Biz ise makinelerin özelliklerini insanlara devretmekteyiz. Tüm sözü geçen özellikler başarılı bir çevrimiçi hayatın vazgeçilemez ön koşulları olduklarından yavaş yavaş günümüz insanını yönlendiren değerler haline geliyor.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu makinelere yönelim insanın gerçek varlığının yani gerçek yeteneklerinin, özelliklerinin ve ihtiyaçlarının değil de satılabilir olanın, ilgi uyandıranın, paketi veya sunumu güzel olanın önemli olduğu anlamına geliyor. İnsanın tüm duygu ve düşünceleriyle asıl varlığı yani asıl “insan oluşuˮ değil de sadece dışarıya yansıyışı ve sunumu rol oynuyor. Gerçek anlamda olan değil de uyandırılan ve aşılanan imaj başarıyı beraberinde getiriyor. Böylece çevrimiçi varoluş, gerçek varoluşun ve insanın gerçek davranışlarının değer kaybetmesine yol açıyor. Öte yandan bu kendi olamama ve kendini yaşayamamanın beraberinde getirdiği eksikliği insan aklı telafi etmeye çalışıyor. Bu telafi insan olmaktan ziyade sahip olmakla sağlanıyor. Sahip olma hızla “daha fazlasına sahip olmayı istemeyeˮ yani sonu gelmeyen ve yanlış yöne dönen bir girdaba dönüşüyor. Olmak gölgede kalırken sahip olmak öne çıkıyor. Bu bir kısır döngü, hayatın hassas dengesini tamamıyla kaybeden, sadece sahip olmanın dikte ettiği insanlar, “insan olmayıˮ gerektiren gerçeklikle hiçbir şekilde iletişime girmeden adeta bir uydu gibi kendilerinin ve internetteki yüksek çözünürlüğe sahip resimlerinin, avatarlarının etrafında dönüp duruyor.
Bireysel varoluşun kişisel tanımlaması, çıkışları ve inişleriyle insanın kendi belirlediği bir hayatın ön koşulu. İnsan aklının gelişebilmek için bu inişlere ve çıkışlara ihtiyacı var, yaşanan kriz dönemleri insanın kişisel gelişiminde büyük bir adım için sık sık temel bir koşul oluşturuyor. En insani ve en değerli özelliğimizin ayaklarımızın yere basmaya devam etmesini sağlayabileceğini unutmamak gerekiyor: sevgi duyabilmek ve sevmek. Sevgi makinelerle üretilemez ve asla sahip olma kategorisine girmez.
29 Ocak 2010 tarihinde F.A.Z. Almanya gazetesinde yayınlanan makalem
Apple Büyük Bir Yayınevi Olma Yolunda: “New York Times” Yüzüyle iPad
İnsanoğlu yeni bir yaşam alanını ele geçirdi: hangi ideallerin peşinde olduğunun, hangi kökenden geldiğinin ve hangi eğitim düzeyine sahip olduğunun hiçbir önem taşımadığı dijital dünya. Kariyerimde sık sık yeni yollardan yürüdüm, kullanmak isteyenleri, arz ettiği tehlikeler hakkında uyarabilmek, ama bilhassa herkese sunduğu fırsatlar hakkında bilgilendirebilmek için, dijital dünyayı araştırdım. İnternet kullanımındaki kişisel tecrübelerim doğrultusunda, özellikle son zamanlarda Almanya’da internet alanındaki medya yetkinliğinin, global dijital dünyanın düzeyinde olmadığı sonucuna vardım.
Bugün bilgisayarlar sayesinde çoğu “el işininˮ artık “dijital bir işeˮ dönüşmüş olduğunun hâlâ farkında değiliz. İnsanlar – en azından çevrimiçiciler – interneti bilgi edindikleri ve eğlendikleri ikinci bir ev gibi kullanıyorlar. Bu esnada, Google, Amazon, Facebook, Microsoft und tabii ki Apple gibi dijital süper güçlerin kurallarına boyun eğdiğimizin bilincinde olmamız gerekiyor.
iPhone sayesinde sadece yepyeni bir cep telefonu pazarı oluşmakla kalmayıp aynı zamanda, gerçek anlamda mobil bir internet kullanımı ve yazılım kullanımında yepyeni bir davranış şekli ortaya çıktı. Tek bir tıklamayla yazılım cihaza yükleniyor, kendi kendine kuruluyor ve ücreti kredi veya ön ödemeli satın alma kartıyla ödeniyor. Müzik, video ve yazılım satışlarını kapsayan çok seçenekli bir satış portalı ile Apple, iPad’in daha piyasaya sürülmesinden önce yeni ürünün hızla yayılması için gereken altyapıyı hazırladı. Alım sürecini, 125 milyon Apple müşterisi yakından tanıyor, bu süreç internetteki en kolay süreçlerden birisi. Bu şekilde Apple 2009 yılında elli milyar dolardan fazla ciro yaptı. Apple’ın mobil telekomünikasyon cihazları pazarında nasıl bir güce ulaştığı açıkça ortada.
Kendini Pazarlama Prensibi
Peki yeni iPad‘in kullanımları nasıl olacak, onları kim geliştiriyor? Bu soruya cevap verebilmek için internete global açıdan bakmamız gerekiyor. İnsanların bir ağ ile birbirlerine bağlanmaları durdurulamaz bir şekilde ilerliyor, sosyal ağlar gazete yazarlarına ve habercilere kendi kendilerini pazarlamaları için yepyeni fırsatlarla dolu yepyeni bir ortam oluşturuyor. Bir gazetecinin Twitter hesabı veya bloğu, bir kendini pazarlama platformuna dönüşüyor. Belirli bir üne ulaşıldığında ise bir yazar için okurlara editör ve yayınevleri üzerinden dolaylı yoldan ulaşmaya gerek kalmadan, yeni Apple iBook portalı aracılığıyla doğrudan ulaşma imkânı doğuyor. Apple’ın yayınevleri ve gazete yazarlarına kendi ürünlerini sunma fırsatını sağlayacağını düşünüyorum. iPad’lerin çoğulortamlı imkânları sayesinde resimler, videolar ve müzik, metinlerle bir araya geliyor. Şu ana kadar tanınan tüm medya araçlarının tek bir cihazda kombinasyonu hiçbir sınır tanımıyor, iPad ile her şey görüntülenebiliyor; ve tüm bunlar gerekli yazılımda bitiyor, Apple da bunu mükemmelliğe ulaştırmış durumda.
Apple tüm tedarik zincirini kendi ürün stratejisine dahil etmeyi ve kontrol etmeyi başardı. Müşterilere sahip, hesap işlemlerine hâkim, yazılım altyapısı ve dünya çapında bir satış sistemini oluşturdu. Apple’ın ciro yapması için artık sadece insanların yaratıcılığına hitap etmesi yeterli. Apple bunu da genelde en iyi şekilde başarıyor. Arka plandaki bu megastore ile Apple, iPad’le kısa zamanda dünyanın en büyük yayınevi haline gelebilir.
Apple iPad yakında Alman piyasasına sürülecek. Bundan sonra Alman yayınevlerinin yeni teknolojiye hazır olup olmadıkları ortaya çıkacak. Beraberinde getirdiği fırsatlarla iPad, onlar için en zorlu sınav haline gelecek.
Büyük Soyutlaşma
Bu yeni pazara katılmak isteyen biri dijital dünyadaki bağlantıları anlamak zorunda. Haberlerin yayılmasını iPad gibi yeni cihazlar kendiliğinden üstlenecek. Yani iPad’i yeni ve şık bir diğer e-kitap görüntüleyicisi olarak görmek yanlış olur. Apple bununla tüm eğlence ve bilgi pazarına odaklanıyor, haberler de buna dahil. Apple’ın ve megastore’unun gücünü küçümseyen dijital dünyayla olan bağlantısını çabucak kaybedebilir. Buna bir de iPad’in Amazon Kindle ile aynı ebata sahip olması ekleniyor, iki dijital süper gücün böyle bir ürün detayında aynı fikirde olması oldukça önemli bir nokta olarak değerlendirilebilir.
Kitapların Google tarafından dijitalleştirilmesi iPad ile bağlantılı gelişmeler ile kıyaslandığında, bizi bekleyen yeniliklerin küçük bir ön habercisi: Dijital süper güçler artık hazır ürüne, basılmış bir kitaba, yani geçmişe odaklanmıyor. Artık söz konusu olan şimdiki zaman ve gelecek, tüm basılmış ürünlerin soyutlaşmış bir şekilde dijital dünyadaki yerini alması – bir iPad’in üzerinde.
Yeni Yayınevi
“New York Times“ Apple ile bir işbirliği yaptı. Burada Alman yayınevlerinin iPad’in, ana iş alanlarına meydan okumasına cevap vermeye hazır olup olmadıklarını sormak gerekiyor. Burada söz konusu olan artık çevrimiçi ücretsiz ürünlerin nasıl pazarlanacağı değil, burada söz konusu olan her şey. Bu cihaz kullanıcıya her türlü bilgiye, her yerde ve her zaman ulaşma imkânını sağlıyor; doğrudan Apple iBookStore aracılığıyla, köşedeki bayiye gitmeye gerek kalmadan. Yayınevleri çevrimiçi ürünleri en kısa zamanda piyasaya sürmeliler, çünkü iPad’in hızla yayılmasıyla birlikte, Apple’ın payı düşüldüğünde bile, kaliteli gazetecilik kapsamında içerikler karşılığında ücret talep etme imkânı doğacak. Apple artık yeni bir yayınevi. Toptan medya dağıtım sisteminin bir geleceğinin olduğu bile şüpheli.
İnternette sunulan hizmetler sayesinde toplum şimdiden oldukça değişti. iPhone piyasaya sürülmeden önce insanın cep telefonu sahibi olarak bir yazılım indirmesi düşünülemiyordu bile. Yazılım ve kurulum herkesi korkutan bir şeyken artık app’lerin hayatı kolaylaştırdığını öğreniyoruz. Makineler insanın dikkatini tamamen ele geçiriyor – insanlar artık hiçbir bilgiyi kaçırmamak için cep telefonlarını her daim yanlarında taşıyorlar. Apple işlevsel ve güzel görünümlü cihazlar aracılığıyla interneti, konforlu kullanım ve en iyi hizmet aracılığıyla yakınımıza getiriyor. İnsanlara bu coşkuyu yaşatan, dijital süper güç olarak interneti yönetecek.
Apple, Google ve Amazon gibi kendine özgü kuralları olan bir süper güç. Artık dijital emperyalizm çağı başladı.
Giderek daha fazla şey dijital dünyada soyutlaşıyor, sanal dünyada kayboluveriyor, bitler ve baytlara dönüşüyor.
Bu internetin beraberinde getirdiği yeni bir tehlike mi?
Eskiden pul veya bardak altlığı koleksiyonu yapanlar bugün artık müzik veya video koleksiyonu yapıyorlar. İlgi odağı olan, koleksiyonu yapılan nesne “soyutlaştıˮ; fiziki bir varlığa sahip olan pul bilgisayardaki dosyaya dönüştü. Ayrıca koleksiyoncular bugün diğer koleksiyoncularla dosyalarını bir tıklamayla değişebildiğinden bir koleksiyonun tamamlanması eskiye göre çok daha kolay hale geldi. Skype üzerinden bir dosyayı gönderivermek birçok internet kullanıcısı için artık çok olağan bir şey.
Teknolojik ilerleme resim, müzik ve video dosyalarının bundan birkaç yıl öncesiyle kıyaslandığında gerekli olan bellek yerinin çok küçük bir bölümünde saklanabilmesini sağlıyor. Dosya sıkıştırma programlarının sağladığı “jpgˮ, “mp3ˮ ve “DivXˮ gibi dosya formatları artık bir filmin orjinaliyle kıyaslandığında çok az bir kalite farkıyla normal bir CD’ye sığmasına imkân veriyor. Bu teknoloji sayesinde bugün tüm mp3 çalarlarda binlerce şarkı kaydedilebiliyor.
Bu sıkıştırma teknolojisi gittikçe hızlanan internet bağlantılarıyla birlikte dosya indirme sürelerini kısaltıyor ve müzik parçalarını, videoları ve resimleri internetten indirmeyi ve koleksiyonunu yapmayı enteresan hale getiriyor. Buna bu dosyaların normal bir DVD veya CD kopyalama yazılımı aracılığıyla dış bir bellekte saklanabilmesi ve bu cihazların herkes tarafından uzmanlık gerektirmeden kullanılabilmesi de ekleniyor. Böylece her bir bilgisayar kullanıcısı tüm dosyalarını istediği sıklıkta kopyalama ve yayma imkânına sahip. Bu tabii ki telif hakları saklı olan içerikler için de geçerli, örneğin yeni vizyona giren bir sinema filmi. Bu bağlamda internetteki dosya paylaşım programları yaygınlaştı. Bu paylaşım ağları üyelerine diğer çevrimiçi üyelerin belleklerinden istedikleri içerikleri indirme imkânı sağlıyor.
Dolayısıyla medya sektörü reklam spotları veya mahkemelerde açtığı davalarla sayısız telif hakkı ihlâliyle mücadele etmeye çalışıyor. Kazandığı başarılar ise oluşan zararı durdurmaya hiçbir şekilde yetmiyor. Tüm resim ve ses taşıyıcılarını kapsayan bir dijital telif hakları yönetimini (DRM) devreye sokma fikri de çözümden çok sorun yarattı. Bu DRM, satın alınan taşıyıcının (CD, DVD vs.) kullanımını öyle kısıtladı ki, bu kullanıcıları koruma altındaki ürünleri satın almaktan büsbütün vazgeçmek zorunda bıraktı çünkü örneğin bazı cihazlar üründeki dijital şifreyi çözemediler. Böylece yasal olarak satın alınan bir DVD’nin evdeki DVD cihazıyla izlenememesi ve üstüne üstelik bu DVD’yi değiştirme imkânının olmaması gibi durumlar yaşandı. Telif hakları ile sanatçının ürünleri üzerindeki haklarının korunması hedefleniyor ancak küresel çapta gerçekleşen telif hakkı ihlâlleriyle mücadele oldukça zor görünüyor.
Şu anda Apple ve Telekom’un kaynaklarının kombinasyonu müzik piyasası için önemli bir sinyal olabilir. Müzik sektörünün lisans hakları bu “süper hizmet sunucuları ˮ tarafından uluslararası düzeyde kapıldığında sabit fiyatlı sınırsız kullanımların ve diğer abonelik modellerinin zamanı gelecek ve mp3 parçalarının tek tek satın alınması sona erecek. Ayda 9,99 avroya her çeşit müziği dinleyebilmek ve tekrar tekrar çevrimiçi ödeme yapmak zorunda olmamak kullanıcının çok hoşuna gidecek. Bunun en iyi örneği sabit fiyatlı sınırsız müzik kullanımı ürünlerini piyasaya sürmek üzere 71 milyon dolarlık bir yatırım alan Spotify firması. Bu ürün henüz Almanya’da piyasaya sürülmedi. Başka bir hizmet sunucusunun aynı yazılım ve donanım üzerinden sabit fiyatlı sınırsız müzik kullanımının münhasır hakkına sahip olduğu bir ülkede, müzik dinlemesi mümkün olmayan herkes bu kısıtlamaya karşı ayağa kalkacaktır. Dolayısıyla abonelik ve sabit fiyatlı sınırsız kullanım modelleri dünya genelinde geçerli olmak üzere müşteriye verilmelidir – merkezi bir giriş sistemiyle tüm cep telefonu şebekeleri üzerinden müzik dinletmek harika bir hizmet olacaktır. Burada sadece şebeke ve kapsama alanı ile ilgili sorunlar yaşanacaktır. Onun dışında bugün bile çok rahat gerçekleştirilebilecek bir hizmet aslında bu. Ancak henüz gerçekleşmedi.
Her ne olursa olsun ben bir soyutlaşma süreci içinde olduğumuzu düşünüyorum. Böylece mp3 dosyaları bilgisayarda, cep telefonunda veya iPod’ta kelimenin tam anlamıyla yok oluyor, sadece çok kısa bir süreyle dinlenmek üzere gerçek dünyada beliriyor ve bunun ardından hemencecik sanal dünyada kayboluveriyor, çünkü müzik parçaları büyük bir süper bilgisayar (Cloud-Computing) tarafından çalınıyor.
Ama bu kesinlikle internetin beraberinde getirdiği yeni bir tehlike değil. Ne de olsa bu şekilde sonunda belleklerdeki gereksiz yükten kurtuluyoruz, bu aynı kafamızı daha önemli şeyler için boşaltmamıza benziyor. Bugünün insanı için bu kesinlikle bir tehlike anlamına gelmiyor, tam aksine özgürlüğe ve dijital özerkliğe giden yolda, dijital dünyada hayata geçen bir adım teşkil ediyor. Benim veri ve dosya özgürlüğüm. Her yerde ve tüm ekranlarda.
Dijital dünyadaki rotamızı belirlemek üzere bazı stratejiler geliştirmediğimiz takdirde bilgi seline kapılıyoruz. Deneme.
Bilgi seline kapıldığımızda bunun suçunu dijital dünyaya veya dijital süper güçlere atmak çok kolay. Oysa bu madalyonun sadece bir yüzü, ne de olsa bizler sadece bir şeylere “alet edilenˮ özneler değiliz, bizler çağlar boyunca sürekli olarak yeni zorlukların üstesinden gelmek zorunda kalmış olan insanlarız. Buhar makinelerinin kullanılmaya başlanılması olsun, otomobilin keşfi olsun veya 70’li ve 80’li yılların “modern bilgi işlemiˮ olsun, insanoğlu her zaman kendi ilerlemesine zihinsel olarak ayak uydurmak zorunda kaldı.
19. yüzyılda doktorlar da dahil olmak üzere, insanın saatte 30 kilometreden hızlı tren yolculuğundan sağ çıkamayacağına inanılıyor ve bunun en azından ruhsal bozukluklara yol açacağı düşünülüyordu. Bundan sadece birkaç yıl sonra ise tren yolcuları bunun iki katı hızla ilerleyen bir trende başlarını açık camdan dışarı uzatarak gidebiliyorlardı. İnsanoğlunun yaşam koşulları her zamandan beri farklı boyutlarda değişti ve insan bu değişen koşullara ayak uydurmak zorunda kaldı. Geriye dönüp baktığımızda bu uyumun her seferinde başarılı olduğunu görüyoruz.
İnsanoğlu, dış görünüm ve hayati ihtiyaçları açısından son bin yılda fazla bir değişim geçirmedi ancak çevrenin ona karşı olan beklentileri muazzam bir değişime uğradı. Eskiden elinde tuttuğu aletler ile işini görürken bugün bilgisayarlar sayesinde çoğu “el işiˮ artık “dijital bir işeˮ dönüştü. Bu muazzam değişiklikler önümüzde yeni bir evrimsel adım olarak şekilleniyor.
Bu tarz bir dijital evrim adımında söz konusu olan elbette ki kalıtımsal bazı özelliklerin değişmesi değil, büyük bir hızla gelişen dijital çevrenin beraberinde getirdiği davranış değişiklikleri. Bunun bir örneği iletişimden kopmamak için ve internetin sunduğu, bilhassa özel hayat veya iş hayatında ihtiyaç duyulan bilgilere erişimden yoksun kalmamak için, cep telefonunu veya Smartphone’u mutlaka yanında taşıma “zorunluluğuˮ . Bu yeni gelişen davranış biçimleri insanın genlerinde değil davranışlarında kodlanmış durumda. Ben bunlara odaklanma kodu diyorum.
İnsanoğlunun verimliliği ve yaratıcı imkânları, bilgisayarın ve internetin sunduğu imkânlar ve bunlar aracılığıyla bilgiye nerdeyse sınırsız bir şekilde erişilebilmesi sayesinde, muazzam bir gelişme gösterdi. Bu sebepten dolayı insan kendisi ve teknoloji üzerindeki kontrolünü korumak zorunda. Bunun bir parçası da teknolojiye kayıtsız şartsız teslim olmamak. Bugün cep telefonu veya dizüstü bilgisayarı kaybolan bir kişi kendini nerdeyse kolu kesilmiş gibi hissedebilir. Ben hatta ileride böyle bir kaybın sonuçlarının “psikolojik bir hastalıkˮ olarak nitelendirileceğine gerçekten inanıyorum, nitekim bu cihazın, onda kayıtlı olan dosyaların ve iletişim kabiliyetinin kaybı dijital insanı, “dünyasınaˮ erişimini kaybettirerek yüreğinden vuruyor.
Bizi endişelendirsin veya endişelendirmesin, hızlı bir ilerlemenin yaşandığı tüm zamanlarda olduğu gibi bugün de yepyeni zorlukların karşısında duruyoruz. Dijital dönem öncesi davranış şekilleri dijital çağda yetersiz kalıyor. İnternetin sağladığı bilgiler, bilgi erişimini akla sığmaz boyutlara taşıyor ve bilgi sunumunun uçsuz bucaksızlığı yeni bilgi işlem sistemleri ve stratejilerinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Çekinceler ve “aşırı hızlı tren yolculuğunaˮ karşı duyulan korku bizi bu noktada felç eder.
İnsanın makineye dönüşmesi değil, makineleri mantıklı ve sorumluluk sahibi bir şekilde hayatını zenginleştirmek üzere, kendi yaşamına entegre etmesi gerekiyor. Burada önemli olan bilgilere olabildiğince hızlı şekilde ulaşmak değil. Bu bilgileri elde eden insan, onları bir sonraki adımlarda nasıl işleyeceğini bilmediği sürece, o bilgiler hiçbir avantaj sağlamaz.
Söz konusu olan olabildiğince fazla miktarda bilgiye sahip olmak da değil. Asıl olan gelişme sürecinde bizi ilerletecek fikirler üretmek. Yaratıcı çalışmalar yapabiliriz, ama illa yapmamız gerekmiyor. Bu, dijital dünyada kendi yolunu belirlemenin çok önemli bir parçası, bu yola ise öncelikle dijital hayatın bir parçası olma veya olmama kararıyla çıkılıyor. Ama kendi yolumuzu dijital dünyada da kendimiz belirlemek istiyorsak, bazı stratejilere kesinlikle ihtiyacımız var.
Sofra herkes için kurulmuş durumda, tüm mümkün ve mümkün olmayan, önemli önemsiz bilgiler bizi bekliyor. Bizi ileriye götürecek olanı seçmekte tamamen özgürüz. Hangi strateji veya hedeflerle dijital dünyaya girmeye cesaret edeceği bireyin tamamen kendi elinde. Dijital dünyada kendimize çizdiğimiz yol, yakın gelecekte kişiliğimizin korunması için en önemli güvenlik sistemi haline gelecek.
İnsanoğlu kendisine ikinci bir dünya yarattı: bitler ve baytlardan oluşan dijital bir dünya. Farkında olmadan sıfırlar, birler ve ikili kodlar tarafından kuşatılmış durumdayız. Elbette ki bu dünyanın bize faydası var, olmasaydı zaten insanlar dijital cihazları yaratmazlardı. Cep telefonuyla iletişim kurabiliyor, navigasyon aletiyle yolumuzu buluyor, dijital tertibatı sayesinde mükemmel çalışan çamaşır makinesini kullanıyor, daha iyi kalitedeki dijital radyo yayınını dinliyor, çevrimiçi bankacılık sayesinde bekleme sürelerinden ve yol katetmekten kurtuluyoruz.
Dijitalleşme sayesinde yavaş yavaş ve çoğumuz farkına bile varmadan yaşamın tüm alanlarında yepyeni bir insan ve cihaz ilişkisi oluştu. Bu ilişki davranış ve iletişim şekillerini ve daha bir çok şeyi değiştiriyor. Hatta ben dijital dünyanın kafalarımızın içinde bir nevi programlamaya yol açtığını iddia ediyorum. Nitekim her bir cihaz programlamasının temelindeki kodlar doğrultusunda işler ve insan da bu cihazları kullanmak istediği takdirde bu kodlara uymak zorundadır. Bu her bir kullanıcının kullanmak istediği cihazın en azından en temel işlevlerini öğrenmesi gerekmesine sebep vermiştir. Girdiğimiz bilgilerle sıfırlar ve birlerden oluşan sistemi yönetiyor, yazılımları devreye sokuyor ve onlara istediğimizi yaptırıyoruz. Sadece ne girmemiz gerektiğini bildiğimizde programlanan kodlar arka planda işliyor. Farkına bile varmadan yavaş yavaş cihazlara ayak uyduruyoruz. Bu yeni insan ve cihaz ilişkisi davranış ve iletişim şekillerini değiştiriyor. Hatta ben dijital dünyanın kafalarımızın içinde bir nevi programlamaya yol açtığını iddia ediyorum. Özellikle iletişimde bitler ve baytlar çoktan beri insanlar arasındaki paylaşımın temeli haline geldi. Artık birbirimizle daha az doğrudan onun yerine daha fazla dijital cihazların aracılığıyla konuşuyoruz: cep telefonuyla, mesaj atarak, e-posta yoluyla, çevrimiçi ortamda sohbet ederek veya video bağlantılarıyla. Modern bilgi ve iletişim toplumumuzun dijital kodlara çoktan bağlanmış olduğu açıkça ortada ve bu kodlar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Modern toplum insanı e-postalarını okuyor, çevrimiçi haberleri takip ediyor ve fotoğraflarını dijital ortamda saklıyor. İnternette ne kadar fazla zaman geçirirsek o kadar çok bize sunduğu olanakların farkına varıyor ve günlük yaşamımızın diğer alanlarını da gittikçe internete kaydırmaya başlıyoruz. Sanal alemde alışveriş yapıyor, açık arttırmada ucuz eşyaları kapıyoruz. Ev, araba, iş ve tatil yerlerini çevrimiçi arıyoruz. Vergi beyannamesini, pasaport ve araç plakası için başvuruları bile bugün artık çevrimiçi yapabiliyoruz.
Sanal alem gerçek dünyadaki işlerimizi düzenlememize yardımcı olan paralel bir dünya. Bunun bir adım ötesinde ise sosyal medya sanal alemi yer alıyor. Burada arkadaşlarımız, iş arkadaşları ve ortaklarımızla iletişim kurabiliyoruz. Burada ikinci bir dijital benlik yaratma imkânına sahip oluyoruz. Doğumgünü, oturma yeri, fotoğraflar, videolar, yorumlar, bağlantılar, favori müzik ve özgeçmiş gibi bir çok kişisel bilgiyi ifşa ediyoruz. Böylece özel hayatımızın dijital kodlar halinde örneğin sosyal medya platformlarını sunan dijital süper güçlerin elinde olmasına müsaade ediyoruz.
Bizim bu dijital dünyaya sadece katılmakla kalmamamız aynı zamanda onun tanımlanmasına yardımcı olmamız çok önemli. Ne de olsa kodlar, yazılımlar ve donanımlar insanlar tarafından programlanıyor ve tasarlanıyor. Toplumun, ekonominin ve siyasetin bu sorumluluğun bilincinde olması gerekiyor.
Odaklanma: Dijital ortamda yaşayan insan gittikçe daha çok dijital cihazlara ve programlara (kodlar) bağlanıyor – dijital işleyen espresso makinesinden world wide web’e kadar. Gittikçe cihazların ve sanal dünyanın dibine dalıyoruz. Çevrimiçi dünyada ikinci bir hayat süren insanların sayısı az değil. Ekranın önünde koltuklarına yapışmış bir halde aynı televizyon gibi artık şimdi interneti tüketiyorlar.
Kod: Dijital dünya ikili koda dayanıyor. Bu kod tüm teknik standartların ve yazılımların dayandığı temel. Bu dünyaya girmek veya en basitinden bu makineleri kullanmak istediğimizde yine belli kodlara ve giriş süreçlerine ihtiyacımız var. Cihazla etkileşime girebilmek için şifrelerimizi, PIN numaralarımızı bilmemiz, programları nasıl açacağımızı, dosyaları nasıl yöneteceğimizi ve daha bir çoğunu öğrenmemiz gerekiyor. “Dijital susamı açmakˮ için belli davranışlarda bulunmamız ve belli şeyleri bilmemiz şart.
Dijital dünyanın bizden beklentileri her geçen gün artıyor. İnternetin gelişimi ve bilgi transferinin her geçen gün Twitter gibi daha yeni, kısa ve hızlı araçlarla gerçekleşmesi bilgi akışında insanların işleme potansiyelini aşan bir hız yaratıyor. Bu araçları ne kadar çok kullanırsak her şeyi okumak ve her yerde paylaşımda bulunmak bizim için o kadar imkânsız hale geliyor. Twitter kullanan, blog sahibi olan, özel ve iş e-postalarına cevap veren ve haber sayfalarını okuyarak güncel haberler hakkında bilgi sahibi olmak isteyen birinin gününü iyi planlaması şart. Dijital bir ikinci hayat süren birinin, bilgi selinde kaybolmak istemediği takdirde gittikçe karmaşık hale gelen bu dünyada yerini tekrar tekrar bulması ve kendisi için geçerli olan kuralları sürekli olarak yeniden tanımlaması gerekiyor.